Kahvenin Bill Gates’i Howard Schultz’den “Starbucks: Gönlünü İşe Vermek”


Starbucks: Gönlünü İşe Vermek“i bir solukta ve heyecanla okudum. Kitap, daha sonradan “Kahve’nin Bill Gates’i” olarak anılacak olan Howard Schultz’un hikayesi ile başlıyor. Howard Schultz, Seattle’da devletin fakir ailelere ayırdığı lojmanda yaşayan bir ailenin çocuğu. Babası sürekli işi olmayan fakir bir adam. Howard bu eyaletten dışında başka eyaletleri de görmek isteyen bir genç olarak öncelikle üniversiteye gitmeyi kafasına koyuyor. Fakat yeterli paraları olmadığının da bilince. Bu enegeli aşmanın bir yolunun spor bursu almak olduğunu keşfediyor. Ve başlıyor baseball’da kendini geliştirmeye. Üniversiteyi bu yolla okuyor. Ardından bir firmada satış – pazarlama sorumlusu olarak çalışmaya başlıyor. Firması bir iş için kendisini kısa süreli olarak bir İtalya seyahatine gönderiyor. Howard Schultz orada İtalyan’ların bar kültürü ve Amerkan kahvesinden çok daha farklı olan İtalyan kahveleri ve kahev kültürü ile tanışıyor. Gördüklerinden çok etkileniyor ve ülkesine dönüyor.

O zamanlar, kaliteli kahve üretmeyi kendisine ilke edinmiş iki kişinin firması olan Starbucks kahvecisini görüyor. Küçük bir dükkandan ibaret olan bu firma ve kurucuları kendisini cezbediyor. Ve çalışmak istediği sektörün kahve sektörü olduğuna karar veriyor. Starbucks kurucularına gidip kendisini işe almaları konusunda ikna etmeye çalışıyor. Uzun süre ikna olmayan kurucular sonunda ikna oluyor.

Howard bir yandan iyi kahvenin inceliklerini öğreniyor. Bir yandan da İtalya’da gördüğü kahve barlarını aklından çıkaramıyor. Sonundan patronlarına dükkanda kendisine küçük bir köşe vermelerini istiyor. O güne kadar sadece kahve kavuruculuğu yapan Starbucks kurucuları bu fikre karşı çıkıyorlar. “Biz cafe değiliz,  işimiz iyi kahve yapmak ve kavurmak” diyorlar. Fakat Howard Schultz’un ısrarlarına en sonunda teslim oluyorlar. Küçük bir tadım köşesi yapan Howard kısa sürede hatrı sayılır bir gelir sağlamaya başlıyor. Fakat prensiplerine bağlı olan kurucular Starbucks’ın cafeleşmesinden korkarak bu alanın kapatılmasını istiyorlar. Howard Schultz hayallerini bu şekilde gerçekleştiremeyeceğini anlayarak firmadan ayrılıyor. Bu arada fikrini hayata geçirmek için yatırım alabilmek amacıyla eşine, dostuna, tanıdıklarına fikrini anlatıyor. Çoğundan red cevabı almasına ve aşağılanmasına rağmen youna devam ediyor ve birkaç kişi sayesinde cafe’sini açıyor. İşler birkaç zaman küçük küçük büyüyerek devam ediyor. 

Bir süre sonra Starbucks’ın sahipleri tarafından satılığa çıkarıldığını duyan Howard Schultz bu firmaya sahip olabilmek için tutuku ile yatırımcıların kapsını çalıyor. Çünkü milyon dolar gerekiyor. Günde 3 sunumdan 200’den fazla sunum yaptığını yazan Howard Schultz bir girişimcinin ruh durumunu çok güzel ifade etmiş. Şöyle diyor: “İki sunum yapmışsınız ve aşağılanmışsınız. Üçüncü sunuma hiçbir şey olmamış gibi aynı heyecanla gitmeniz gerekiyor”. Sonunda bazı girişimcileri ikna ederek Starbucks kahve kavurucusunu da satın alıyor. Firmasının adını Starbucks olarak değiştirerek yoluna devam ediyor.

Firma özellikle kurumsal değerleri üzerinde durarak hızla büyüyor. Büyüme sürecinde birçok detay var tabi. Fakat ben ilginç bulduğum şeyleri paylaşacağım.

Starbucks’da dinletilen müziklerin toplandığı ve Starbucks’da satılan CD’lerin (galiba Grammy’di) ödülü aldığını biliyor muydunuz? Veya Starbucks’ın dünyadaki en büyük Wi-Fi ağına sahip olduğunu. Veya Starbucks’ın kapanma saati gelse de kimsenin size kapatıyoruz demediğini. Veya tüm dünyadaki Starbucks’ların firmanın kendi mağazası olduğunu ve frenchising olmadığını, firmanın kendi personeli ile çalıştığını. Veya elimiz yanmasın diye verilen kahve tutucu bantların Stabucks’ın fikri olduğunu, insanların bazen pijamalar ile gittiğini, toplantılar için mağazada odalar olduğunu, dekorasyonun ev rahatlığında yapıldığını… Ve daha birçokları…

Beni en çok etkileyen kısımlardan biri de Howard Schultz’un neden Starbucks’ın bu kadar başarılı olduğunu irdelediği bölüm. Howard Schultz’e göre Starbucks’ın başarılı olmasının 2 nedeni var. Birincisi en iyi kahveleri üretmesi, ikincisi ve belki de daha önemlisi “üçüncü mekanı” yaratması. Üçüncü mekan ne demek? Şu demek: insanların ev ve iş yeri dışında sosyalleşebilecekleri mekan. Howard Schultz’e göre Starbucks üçüncü mekanda en iyi kahve ve deneyimi satıyor.

Ne hikaye ama değil mi? İnsan bu kitabı okuyunca “ben de bir şirket kurmalıyım ve hayallerimin peşimden gitmeliyim” diyor. Keşke bu kadar kolay olsa. Böylesi heyecan verici bir hikayenin yanında kim bilir ne kadar da acı sonla biten girişim hikayesi var…

Reklamlar