“Yeni Ekonomi Kuantum Noroekonomi” üzerine…


Yeni Ekonomi Kuantum Nöroekonomi Kitabı - Haldun Soydal
Yeni Ekonomi Kuantum Nöroekonomi Kitabı – Haldun Soydal

Başlık biraz kafanızı karıştırdı değil mi? Açıkçası, kitabın adını gördüğümde benim de kafam karıştı ve biraz ürktüm fakat bir yandan da heyecanlandım. Kuantum, nöroekonomi gibi günlük hayatta pek kullanmadığım ve belki çok da zihnimde canlandıramadığım kelimelerden oluşan isim bende bu hisleri yarattı.

Haldun Soydal’ın Palet Yayınları’ndan yayınlanan “Yeni Ekonomi Kuantum Noroekonomi” kitabını okumayı aslında bilinçli seçmemiştim. Bir zorunluluk olarak okumam ve özetini çıkarmam gerekiyordu. İyi de olmuş. Hem keyifle okudum, hem de birşeyleri hatırlamam ve yeni bir şeyler öğrenmem için iyi bir fırsat oldu.

Kitaba ulaşmam biraz maceralı oldu. Çünkü, kitap mağazalarında ne yazık ki stokta bulunmuyor. Birçok yere sorduktan sonra internet üzerinden sipariş vermek üzere iken bir kitap mağazasında tesadüfen buldum. Kitap elime geçer geçmez okumaya başladım ve birkaç gün içinde altını çize çize okudum. Sadece altlarını çizmekle kalmadım altını çizdiğim konuları daha iyi anlayabilmek için internet üzerinden de ek araştırmalar yaptım. (Çok fazla kavram aktarıldığı için ek araştırmalar olmadan kitap okunduğunda kavramlar biraz havada kalıyor.)

Hazırladığım kapsamlı özete bu linkine veya sağdaki resme tıklayarak erişebilirsiniz. Fakat, yine de özetin özeti diyebileceğim ve kitabı şeklen ifade eden notları sizinle paylaşmak istiyorum.

Hazırladığım Kapsamlı Özet
Hazırladığım Kapsamlı Özet

Kitap, iktisat biliminin diğer bilimlerden ayrı düşünülemeyeceğinin ve bu nedenle de bilimsel gelişmelerden direk etkilendiğinin vurgulanması ile başlıyor. Ardından, iktisat bilimi dünyasında kabul görmüş olan teoriler paylaşılıyor. Bunlar “Klsaik”, “Neoklasik” ve “Modern” olarak kategorize edebileceğimiz üç akımın öncülüğünde geliştirilmişler.

Kuantum fiziğinin, nöroekonominin ve davranış bilimlerinin ekonomide yer bulmaya başlamasıyla iktisat biliminde bir devrim yaşandığı iafde ediliyor ve kitap boyunca, çeşitli bilimlerdeki ve kavramlardaki gelişmeler örnek verilerek bu devrimin ne olduğu açıklanıyor. Continue reading ““Yeni Ekonomi Kuantum Noroekonomi” üzerine…”

Bedava yaşıyoruz bedava!


Chris Anderson'dan Bedava
Chris Anderson’dan Bedava

Orhan Veli ünlü şiirinde böyle diyor. Onun aktardığı bedava ile bugünün bedavası aynı şey mi?

Bir gün markette dolaşırken gözüme dergi bölümü ilişti. Evde vakit geçirmek için okuyacak birşeyler olsun diye düşünerek dergileri karıştırmaya başladım. Kolay okunabilecek birşeyler arıyordum. “Hem keyif alacağım hem de az da olsa bilgimi artıracak birşeyler olsa iyi olur” diye düşündüm. Gözüme ekonomi dergileri ilişti. Dergileri karıştırmaya başladım. Infomag dergisi dikkatimi çekti. Albenisi yanında bir de “Bedava” ismli bir kitap hediyesi vardı. Kendi kendime “Kitap hediyeli olan dergiyi alayım. Muhtemelen kitabın sadece birkaç sayfasını okur bırakırım ama olsun.” dedim. Uzun bir süre kitaba hiç dokunmadım. Sonra, arada bir elim neresine denk gelirse birkaç sayfasını okumaya başladım. Sonra kitap beni sarmaya başladı. Sonunda, Wired magazinin baş editörü Chris Anderson’un “Bedava”sı öyle bir ilgimi çekti ki bir ders kitabını okurmuş gibi altını çize çize “aman bunları unutmayayım” dercesine okudum. Çünkü; konusu bana çok ilginç gelmişti, kullanılan dil yalındı, net bilgiler veriliyordu, klasik “ben her şeyi bilirim” abartısı yoktu, bilgiler tutarlıydı, verilen örnekler etkileyiciydi, tarihteki ve günümüzdeki teorilere atıfta bulunarak açıklanıyordu herşey. Son dönemlerde okuduğum en etkileyici kitap diyebilirim. Kitabı okumanızı öneriyorum.

Chris Anderson
Chris Anderson

İyi güzel de, kitapta nelerden bahsediliyor? Gelin biraz da buna bakalım.

Chris Anderson “Bedava”sının kapağına “Bedava bazı şeyleri değerleri kılar.” yazmış. Ve doğal olarak kitap boyunca bedavanın bazı şeyleri nasıl değerli kıldığını ve bit ekonomisinde (dijital ekonomi) bunun nasıl gerçekleşebildiğini anlatıyor. Continue reading “Bedava yaşıyoruz bedava!”

Buyology – Neden aldığımı bir bilsem…


Buyology - Martin Lindstrom
Buyology - Martin Lindstrom

Bir ara ismini duymuştum. Buyology… İsmindeki zeka hoşuma gitmişti. Konu da ilgimi çekince almaya karar verdim! Acaba gerçekten de düşündüğüm gibi mi oldu satın alma serüvenim? İşte Buyology bu sorunun cevabını vermeye çalışıyor. Acaba birşeyi alma kararımızı etkileyen şeyler gerçekte neler?

Kitabın yazarı Martin Lindstrom bir pazarlama gurusu kabul ediliyor. 20 yılı aşkın süre firmalara marka konumlandırması ve pazarlama konusunda yardımcı olmuş. Buyology’de bu deneyimlerini zaman zaman aktarıyor. Fakat, kitabın daha önemli bir yanı var. Martin Lindstrom, 3 yıl süren ve 7 milyon dolara mal olan nörolojik araştırmalarının sonuçlarını ve nöropazarlamanın ne olduğunu çarpıcı bir şekilde paylaşıyor.

Martin, deneylere katılan kişilerin beyinlerini fMRI (Fonksiyonel MRI demekmiş) cihazlarıyla tarayarak, hangi durumda beynin hangi bölgesinde aktivite olduğunu ve bu şekilde hangi markayı neden tercih ettiklerini tespit etmeye çalışıyor.

Tüm araştırma sonuçlarının geldiği ortak nokta şu: Ağzımızdan çıkan ile (yani bilincimizle) beynimizin verdiğimiz tepkiler (yani bilinçaltımız) birbirinden farklı şeyler söylüyor. Ve satın alma kararlarımızın çok büyük kısmı bilinçaltı düzeyinde gerçekleşiyor. Sandığımız gibi rasyonel değilmişiz!

Optimist Yayınları'ndan Buyology
Optimist Yayınları'ndan Buyology

En çarpıcı bulduğum araştırmalardan biri sigara paketleri üzerindeki fotoğraflarla ilgili. Deneye katılan tiryakilere üzerinde uyarılar ve fotoğraflar bulunan sigara paketleri gösteriliyor. Paket üzerindeki uyarıların yararlı olup olmadığı soruluyor. Cevaplara paralel olarak da beyinlerindeki tepkime bölgeleri inceleniyor. Katılmıcıların ifade ettikleri (yararlı olduklarını iletiyorlar) ile beyinlerinin onlara söyledikleri arasında ciddi farklar çıkıyor. Sigara paketleri üzerindeki fotoğraflar satın alma isteğini azaltmak şöyle dursun zevk merkezini (nucleus accumbens) tetikliyor. Tiryakiler bilinçaltında o fotoğrafdakilerden olmadıklarını ve istisna olduklarını düşünüyorlar. Zaten o fotoğraflar eklendikten sonra sigara satışları artmış.
Continue reading “Buyology – Neden aldığımı bir bilsem…”

Kahvenin Bill Gates’i Howard Schultz’den “Starbucks: Gönlünü İşe Vermek”


Starbucks: Gönlünü İşe Vermek“i bir solukta ve heyecanla okudum. Kitap, daha sonradan “Kahve’nin Bill Gates’i” olarak anılacak olan Howard Schultz’un hikayesi ile başlıyor. Howard Schultz, Seattle’da devletin fakir ailelere ayırdığı lojmanda yaşayan bir ailenin çocuğu. Babası sürekli işi olmayan fakir bir adam. Howard bu eyaletten dışında başka eyaletleri de görmek isteyen bir genç olarak öncelikle üniversiteye gitmeyi kafasına koyuyor. Fakat yeterli paraları olmadığının da bilince. Bu enegeli aşmanın bir yolunun spor bursu almak olduğunu keşfediyor. Ve başlıyor baseball’da kendini geliştirmeye. Üniversiteyi bu yolla okuyor. Ardından bir firmada satış – pazarlama sorumlusu olarak çalışmaya başlıyor. Firması bir iş için kendisini kısa süreli olarak bir İtalya seyahatine gönderiyor. Howard Schultz orada İtalyan’ların bar kültürü ve Amerkan kahvesinden çok daha farklı olan İtalyan kahveleri ve kahev kültürü ile tanışıyor. Gördüklerinden çok etkileniyor ve ülkesine dönüyor.

O zamanlar, kaliteli kahve üretmeyi kendisine ilke edinmiş iki kişinin firması olan Starbucks kahvecisini görüyor. Küçük bir dükkandan ibaret olan bu firma ve kurucuları kendisini cezbediyor. Ve çalışmak istediği sektörün kahve sektörü olduğuna karar veriyor. Starbucks kurucularına gidip kendisini işe almaları konusunda ikna etmeye çalışıyor. Uzun süre ikna olmayan kurucular sonunda ikna oluyor.

Howard bir yandan iyi kahvenin inceliklerini öğreniyor. Bir yandan da İtalya’da gördüğü kahve barlarını aklından çıkaramıyor. Sonundan patronlarına dükkanda kendisine küçük bir köşe vermelerini istiyor. O güne kadar sadece kahve kavuruculuğu yapan Starbucks kurucuları bu fikre karşı çıkıyorlar. “Biz cafe değiliz,  işimiz iyi kahve yapmak ve kavurmak” diyorlar. Fakat Howard Schultz’un ısrarlarına en sonunda teslim oluyorlar. Küçük bir tadım köşesi yapan Howard kısa sürede hatrı sayılır bir gelir sağlamaya başlıyor. Fakat prensiplerine bağlı olan kurucular Starbucks’ın cafeleşmesinden korkarak bu alanın kapatılmasını istiyorlar. Howard Schultz hayallerini bu şekilde gerçekleştiremeyeceğini anlayarak firmadan ayrılıyor. Bu arada fikrini hayata geçirmek için yatırım alabilmek amacıyla eşine, dostuna, tanıdıklarına fikrini anlatıyor. Çoğundan red cevabı almasına ve aşağılanmasına rağmen youna devam ediyor ve birkaç kişi sayesinde cafe’sini açıyor. İşler birkaç zaman küçük küçük büyüyerek devam ediyor. 

Bir süre sonra Starbucks’ın sahipleri tarafından satılığa çıkarıldığını duyan Howard Schultz bu firmaya sahip olabilmek için tutuku ile yatırımcıların kapsını çalıyor. Çünkü milyon dolar gerekiyor. Günde 3 sunumdan 200’den fazla sunum yaptığını yazan Howard Schultz bir girişimcinin ruh durumunu çok güzel ifade etmiş. Şöyle diyor: “İki sunum yapmışsınız ve aşağılanmışsınız. Üçüncü sunuma hiçbir şey olmamış gibi aynı heyecanla gitmeniz gerekiyor”. Sonunda bazı girişimcileri ikna ederek Starbucks kahve kavurucusunu da satın alıyor. Firmasının adını Starbucks olarak değiştirerek yoluna devam ediyor.

Firma özellikle kurumsal değerleri üzerinde durarak hızla büyüyor. Büyüme sürecinde birçok detay var tabi. Fakat ben ilginç bulduğum şeyleri paylaşacağım.

Starbucks’da dinletilen müziklerin toplandığı ve Starbucks’da satılan CD’lerin (galiba Grammy’di) ödülü aldığını biliyor muydunuz? Veya Starbucks’ın dünyadaki en büyük Wi-Fi ağına sahip olduğunu. Veya Starbucks’ın kapanma saati gelse de kimsenin size kapatıyoruz demediğini. Veya tüm dünyadaki Starbucks’ların firmanın kendi mağazası olduğunu ve frenchising olmadığını, firmanın kendi personeli ile çalıştığını. Veya elimiz yanmasın diye verilen kahve tutucu bantların Stabucks’ın fikri olduğunu, insanların bazen pijamalar ile gittiğini, toplantılar için mağazada odalar olduğunu, dekorasyonun ev rahatlığında yapıldığını… Ve daha birçokları…

Beni en çok etkileyen kısımlardan biri de Howard Schultz’un neden Starbucks’ın bu kadar başarılı olduğunu irdelediği bölüm. Howard Schultz’e göre Starbucks’ın başarılı olmasının 2 nedeni var. Birincisi en iyi kahveleri üretmesi, ikincisi ve belki de daha önemlisi “üçüncü mekanı” yaratması. Üçüncü mekan ne demek? Şu demek: insanların ev ve iş yeri dışında sosyalleşebilecekleri mekan. Howard Schultz’e göre Starbucks üçüncü mekanda en iyi kahve ve deneyimi satıyor.

Ne hikaye ama değil mi? İnsan bu kitabı okuyunca “ben de bir şirket kurmalıyım ve hayallerimin peşimden gitmeliyim” diyor. Keşke bu kadar kolay olsa. Böylesi heyecan verici bir hikayenin yanında kim bilir ne kadar da acı sonla biten girişim hikayesi var…

Jeff Jarvis’den “Google Olsa Ne yapardı? What Would Google Do?”


Yakın zamanda Jeff Jarvis’in “Google Olsa Ne yapardi? What Would Google Do?” isimli kitabını aldım. Kitapta, temelde, Google işletme ve düşünüş modeli ekseninde, yeni işletme modelleri, yeni pazarlama modelleri, yeni iletişim modelleri yani yeni iş modelleri anlatılıyor. Jeff Jarvis’in bunu kendi deneyimlerini de aktararak yapıyor. Yeni iş ve iletişim modellerini sakin ve tatmin edici bir şekilde anlatan bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Kitapta aktarılan ilk örenklerden biri Jeff Jarvis’in Dell Bilgisayarları ile yaşadığı bir deneyim üzerine. Jeff, Dell Bilgisayarlarından birini alıyor. Sonra bilgisayarda sıkıntı yaşıyor ve sıkıntısının giderilmesi için Dell servisi ile görüşüyor. Birçok denemesinden sonra sonuç alamayınca sıkıntısını internetdeki blogunda dillendiriyor. Çok kısa sürede, çok yüksek sayıda yorum alıyor. Çünkü birçok kişi benzer şikayetleri yaşıyor. Blog öyle bir noktaya geliyor ki; Dell karşıtlarının buluştuğu nokta oluyor. Ve Dell’in satışları o dönemde %10 düşüyor. Bu olaylar olduğunda Dell’in resmi olarak müşteriler ile iletişim kurduğu bloglar veya sosyal mecralar bulunmuyormuş. Bu gelişmeleri fark eden Dell yönetimi müşteriler ile bağ kurması gerektiğini anlıyor ve bir blog / mecra oluşturarak müşterileri dinlemeye ve onların yorumlarını dikkate almaya başlıyor. Ve sihir gerçekleşiyor. Müşterilerin memnuniyet seviyeleri artıyor. Satışlar git gide artmaya başlıyor.

Kitapta beğendiğim noktalardan biri de pazarlama üzerine. Jeff “artık kitle pazarlaması bitti” diyor. Artık niş gruplar ve bireyler dönemdi. Bu kısmı okurken daha önce yayınladığım “Hangi eknonomik model? Pareto mu? Longatil mi?” başlıklı yazım gözümün önüne gelip durdu. Niş’ler bence longtail’i ifade ediyor. Internet sayesinde artık niş’ler kıral! 🙂